Hakkında Yazılanlardan

"Çok Şey Yarım Hâlâ" Ayşe Sarısayın, YKY 2001

Anıların şiiri / şiirlerin anısı

Adalet Ağaoğlu

Son haftalarda okumaktan sevinç duyduğum kitabın adı: 'Çok Şey Yarım Hâlâ'. Değerli Behçet Necatigil'in küçük kızı Ayşe Sarısayın babasını anlatıyor; onu yazıyor: Hayatımızın her adımında, gençlikte, yaşlılıkta, aşkta ve aşk yokluğunda, sevgileri söylemekte, söylemeyi ertelemekte, sağlık ve hastalıklarda, pencereden bakışlarımızda, evde canımıza can katan dayanışmalarda ya da insanı canından bezdiren ıvır zıvır bütün günlük 'meşgalelerimizde', en fazla da duygular ve düşünceler anaforuna yuvarlanmak üzere olduğumuzda bizi elimizden tutan, tuttukça büsbütün tam kendisi olan şairimiz Behçet Necatigil'i: Babasından kendinde kalanları, anımsadıklarını yazıyor. Yazıyor, deyip geçmek olmaz. Kızı yazarken geçmişten silinmezce kalmış her iz, babasının bir şiirinde karşılığını, hemen her soru yanıtını bulmakta; anılar şiirlerle neredeyse birebir örtüşmekte… Tıpkı Ayşe'nin hayat içinde yürüdükçe, yaşamanın sorumluluklarını yüklendikçe Necatigil şiiriyle çok daha içerden tanışması gibi.

Hayatın içinden dizeler

Ayşe Necatigil Sarısayın, önsözünde diyor ki: "Hayatı onun şiirleriyle paralel yaşadım ve bir gün onu yazmayı deneyebileceğimi hissettim." Yine de uzun süre buna cesaret edemez. Yazdıktan sonra da yayınlatıp yayınlatmamakta bocalar. Ama babasının düzyazılarından biri yüreklendirir. Özellikle yazının şu satırları: "Sevdiğimiz birini, kendimizi katmadan, o olarak anlatmak da mümkün. Ama bu, anı değil, tanıtmadır, incelemedir, bilimsele yaklaşmadır. (…) Kesik kopuk görüntüler, bize bütün değerleriyle sadece gideni hatırlatmakla kalmaz; ne yazık ki, biraz da kendi gözümüzde kendimizi değerlendiren ayrıntılar da çıkar ortaya. (…) Benim bu yazım da böyle bir yazı. Özür dilerim kendimi anlatıyorsam." Ayşe de bu kaygıyı ortaklaşmakta; yine önsözünde: "Elimde olmadan kendimi de anlattığım için özür dilerim," demek gereği duyuyor. Ancak bizlere, tam da dilediği gibi, değerli şairimizin kişiliğine ve şiirine farklı bir pencereden ışık tutmayı başararak. Amacına ulaşan 'Çok Şey Yarım Hâlâ', edebiyatımıza, şiir hayatına benim çok önemsediğim bir katkıda bulunmuştur. Ayşe'nin önemli katkısı, kendinde kalanların, anımsadıklarının, Necatigil şiirleriyle içiçe, yanyana örgülenmesi. Yazılanın hayattan koparılmaması hakkını vermesi. Şairin dizeleri hayatının hangi zamanlarından, hangi gün, saat, anlarında hangi koşullar, gerilim ve ikilemler sonucu uçverdi? Yaratı sorunuyla ilgilenenlere gerçekten 'kendi' penceresinden bir ışık göndermek bu. Bilenin bilgisi, anısı, yakınlarının, en başta anne, eş değerli Huriye Necatigil'in, akrabalarının, ablanın, şairin yakın dostlarının değinip anlattıklarıyla nerede, nasıl örtüşüyor. Bunları anlatının incelik ve sadeliği çerçevesinde, yeni bir şairin yolunda adım adım ilerliyor gibi hissediyorsunuz. Daha doğrusu ben böyle hissettim. ('Pencere' şiirini düşünelim bir. Ya da 'Kuyruk'u, ondaki çaresiz isyanı…) Babadan kıza kalanların izinde ilerlerken, kitaba adını veren, Necatigil'in 'Söyleriz'indeki 'Klinik Olaylar' adlı şiirini daha aydınlanmış olarak okudum:

Kimin yolları arada / Çıkmaza girer akıldan:
Tutunduğu bir dalı / Ansızın bıraktığından.

Yaşamaya kalkınca / Bir başına desteksiz.
Yeniden başkaldırır / Gerçeğe uzaklığından.

Kimi hayat acıdır / Ve yalnızlık diyorsa,
Bir korku denizinde / Kara yalnızlığından.

Sağlığına mağrur / İnsanı çarpar kader,
Çok şey yarım hâlâ / Yazılmadığından.

Hayat, ölümlü-doğumlu sürecek ve insanoğlu için dört duvar, bir çatısıyla ev diye bir yer oldukça da çok şey hâlâ daha yarım kalacak. Böyle değil mi sevgili Ayşe Sarısayın? Anıların şiiri, senin anlatında şiirlerin anısı olmuş benim üstünde durmak istediğim de bu: Yazarlar kendi sancılarını yazamazmış. Yarımlık da, anıların izlerinin sürüyor olmasında, yazılmayı çağırmasında.

Kaynak: Radikal Kitap, 1 Haziran 2001