Basından

1981

ALACAKARANLIK

"Şair kendi tarlasına da su isteyen kişidir. Bu istek, çekişmelere, çatışmalara yol açar. Sonra bu su, bazen faydalı ürünler verir, bazen baldıran otları. Ne olursa olsun şiir, bir tarlayı koruma çabasıdır."

Böyle diyor Behçet Necatigil. Ben de diyorum ki, Behçet Hoca, kendi adına konan "Necatigil Şiir Ödülü"nün bu yıl, tarlasını sonuna dek koruyan, aradığı suyu faydalı kılan bir ozana, Ahmet Erhan'a verildiğini biliyorsa, kim bilir ne mutludur…

Ahmet Erhan (doğumu 1958. Çocukluğu ve ilk gençliği Akdeniz'in çeşitli kentlerinde geçti). İlk kitabı "Alacakaranlıktaki Ülke" (Yeni Türkü Şiir Yayınları) adlı eseriyle kazandı Necatigil Şiir Ödülü'nü. Kitabın sayfalarını çeviriyorum. Kitaba adını veren, 1979'da yazılmış uzun şiirin tümünü buraya aktarmak geçiyor içimden. Ama yapamam ki… Yaşadığı, içinden geçip geldiği anların, duyguların, olayların öyküsünü anlatmıyor Ahmet Erhan. Şiirini yazıyor. Endişelerin, korkuların, karabasanların, düşlerin, umutların şiirini: "Her gece odama yağmur yağıyor./Bu çılgınlığı sana nasıl anlatayım şimdi?/Çeneme kadar çıkıyor sular, boğulmuyorum/Belli belirsiz bir iz görüyorum sonra/Her sabah uyanınca duvarların üstünde./Ve geceden arta kalan bir çizgi/Elimle alnımı yoklayınca" … "Belki bir gün çocuklarımızın gözlerinde/Bir çiçek gibi açıverecek sevgi/Onlar toprağa düşen tohum olacak/Biz kozasını örmüş utangaç ipek böcekleri" … "Alacakaranlık akıyor kentin üstünden/Kimse farkında değil gibi, gelen gece midir/Yoksa yeni bir sabaha mı çıkıyor?"

Kitabın öteki bölümleri "Bugün de Ölmedim Anne", "Uzun Bir Şiirin Son Dizeleri", "Milattan Önceki Şiirler" başlıkları altında toplanan şiirlerden oluşuyor.

Biliyorum, bir şiiri bölük pörçük okumak (okutmak), ona yapılacak en büyük haksızlık: Ondan sizleri Ahmet Erhan'ın "Uçurum" şiiriyle başbaşa bırakıyorum:

Aklımda kayalar kopuyor, duvarlar yıkılıyor
Yüreğimde, kuruyan bir ırmağın yatağındaki boşluk
Ayak izlerimi bırakmaya çalışıyorum taşların üstünde
Kimsenin arayıp bulamayacağı bir adresin var artık.
Dostlar da çekilip gidiyorlar hayatımdan
Yürüdükleri yollarda arıyorum onları, sevdikleri kızların gözlerinde
Kendi sularınca boğulan bir denizim ben
Kendi taşlarınca zaptedilen bir kale.
Başımı avuçlarıma alıp sıksam ne olur
Çıkarabilir miyim beynimdeki o kara suyu?
Bir çiçek tarlasına dönüştürebilir miyim
Aylardır önünde durduğum bu dipsiz uçurumu?

Kaynak: Milliyet Aktüalite, 20 Aralık 1981